AuthorRituel de Beaute

HomeHome»Articles Posted by Rituel de Beaute (Page 3)

Bikininin Tarihi

5 Temmuz, 1946 tarihinde Fransız dizayncı Louis Reard, tasarladığı ilk modern bikiniyi, Paris’in tanınmış havuzlarından plan Piscine Molitor’da kamuoyunun beğenisine sundu. İki parçadan oluşan bikinin modelliğini, Micheline Bernardine adında bir dans performansçısı yaptı. Bunun sebebi hiçbir mankenin iç çamaşırına benzeyen bu yeni modeli benimsememesiydi. Bikini ismi ise, Amerika Birleşik Devletlerinin Pasifik Okyanusunda Bikini Atoll’da yaptığı atomik testlerden geliyordu. Bomba etkisi yapan bu modele, herhalde başka bir isim de verilemezdi.

Bikini, bir anda havuz modasına bomba gibi düşmüştü. Bir kısım muhafazakar yaklaşırken, özellikle erkeklerin olduğu kesim bikiniyi çoktan benimsemişti bile. Öyle ki, bikini modeli Bernardini, büyük bir bölümü erkeklerden oluşan, 50,000’den fazla hayran mektubu almıştı.

Çok geçmeden, Akdeniz sahilleri bikinili genç bayanlarla dolup taşıyordu. İtalya ve İspanya ilk başlarda bikiniyi yasaklamak isteseler de, 1950’li yıllara gelinmesi ile değişen zamana ayak uydurmak zorunda kaldılar.

Amerika’da ise durum biraz karışıktı. Amerikalılar 1960’lara kadar bikiniye ayak diremeyi başarmışlardı. 1960’ların başında, Brian Hyland’ın  “Itsy Bitsy Teenie Weenie Yellow Polka-Dot Bikini” şarkısı ve Beach Boys’un başı çektiği Kaliforniya sörf kültürünü anlatan gruplar sayesinde bu tabu yıkıldı. Özellikle Hollywood yıldızlarının bikiniyi benimsemesi de, bikini kültürünün hızla yayılmasına vesile oldu.

Günümüzde bikini ve varyantları dünyanın heryerinde rahatlıkla giyilen ve kabul gören, özellikle gençlerin vazgeçemediği unsurlar olmuştur. İki parçadan oluşan bikiniler ve alt kısmı mayoyu andıran kesimde giysiler plaj voleybolundan- atletizme varana kadar bir çok spor dalında da kabul görmüş ve kullanılmaya başlanmıştır.

Tarihte ilk bikinin Çatalhöyük’de M.Ö. 286-305 tarihlerinde giyildiği tahmin edilmektedir. Bu döneme ait eserlerde bugünün bikini modellerine benzeyen modelleri giyen dönem kadınları resmedilmiştir. Ülkemizde bikini giyen ilk Türk kadınının ise Belkız Rufa Kemali Söylemezoğlu olduğu rivayet edilmektedir.

Görmek

Görmek;

Ne doğal bir eylem… “Bakıyorum ve görüyorum.”

Tüm doğayı, insanları görmek; en ince detayları, görmek, görmek…

Çoğu zaman farkında dahi olmadan görmek.

O iki mercek seyreyler, bazen de kaydeder belliğimize, neler neler…

Bir kelebeğin kanadındaki desenler, renkler, puantiyeler, yaprağın yeşilinde damlayı verecek çiğ tanesi, kaydeder; kaydeder tüm güzellikleri…

Bazen “Bak.” dendiğinde, bakıp da gördüğümüz nice unutulmaz güzellikler nakşolmuştur yüreğimize…
Daha nice görmediğimiz, bir görsem diye çırpındığımız neler neler…

O iki mercekle açılırız tüm güzelliklere rengarenk…

Gözlerimiz…
Dış dünya ile iletişimimizi kuran en değerli organımız.

Duysak da, koklasak da, tatsak da, dokunsak da görmek isteriz illa ki. Ancak; Bu derece değerli organımıza gereken ilgiyi gösteriyor muyuz?

Hayır!…

Gözlerinizi siyah bir bantla sıkıca kapatın. Hiç ışık sızmasın. Nasıl da koyu bir karanlık sarar çevrenizi ?

En yakınınızda, en bildiğiniz nesne dahi uzaklaşıp yabancılaşıverir birden. Sadece ürkütücü, simsiyah bir boşluğun içinde hareket edersiniz, tüm çevreniz doluyken.

Oysa baktık mı görüyorduk ya her şeyi, her yeri. İşte o yeti kaybedildiğinde anlıyor kişi aydınlığın kıymetini…

Evet gözlerimiz,

Çoğu zaman hijyenine dahi dikkat etmediğimiz gözlerimiz… Sağlıksız kozmetiklerle hırpalayıp kızarttığımız…
Ucuz, sadece dekoratif ve aksesuar niteliğinde olan gözlüklerle, körlüğe kadar ucu açık tehlikelere attığımız gözlerimiz…

Halbuki; Tüm organlarımızı sağlıklı kullanabilmemiz için, önce çok iyi gören gözlere ihtiyacımız var değil mi?

Güneşin uzun aylar terketmediği güzel ülkemizde, güneş tüm gücü ile parlıyor. Peki bizler gerektiği kadar gözlerimizi tehlikeli güneş ışınlarından koruyor muyuz?

Kullandığımız herhangi bir nesnenin kalitesi kadar, gözlük camımızın kalitesini de araştırıyor muyuz?

“Bir tane kaliteli camlı gözlük alana kadar 10 tane dekoratif gözlük alır, kıyafetlerimle kombin edip kullanırım” mantığını artık ne yazık ki bilinçli kişilerde dahi görmek mümkün.

Gözlüğü, sağlıktan çok aksesuar olarak görmeye başladığımızdan, göz sağlığı ile ilgili sorunlarımız çığ gibi büyüdü. Özellikle çocuklarda kullanılan dekoratif, aksesuar gözlükler, içimi acıtıyor inanın.

Göz sağlığı için büyük tehlike arz eden yanlışlardan sakınalım. Elbette ki yüzümüze yakışan, kıyafetimizle uyumlu gözlük kullanalım, ancak; önce göz sağlığımıza uygun, Güneş’in zararlı ışınlarını iyi filtre eden camlı gözlükler olmalıdır tercihimiz.

Kaliteli cam, gözü rahatlatır, gözümüzü kısmadan görmemizi sağlar. Gözlerimizi kısmadan bakabildiğimiz için, göz etrafında zaten gün içinde kasılan ve bize kaz ayağı olarak dönen çizgilerin daha da çoğalıp belirginleşmesine izin vermemiş oluruz.

Dekoratif, aksesuar amaçlı gözlüklerin camları güneşin zararlı ışınlarını filtre etmez; sadece koyu rengi ile etrafı daha karanlık görmemizi sağlayarak görme kalitemizi düşürür. Camlar koyu olduğunda göz karanlığı gece olarak algılar ve daha iyi görebilmek için karanlıkta göz bebeği büyür. Halbuki, sadece karanlıktır. Güneş’in tüm zararlı ışınları kırılmadan camdan geçer, gözümüze ulaşır.

“Gece karanlıkta büyümesi gereken” göz bebekleri büyür, bu da direkt Güneş ışığına maruz kalan gözde kalıcı harabiyete sebep olur.

Özellikle mercek konusunda hassasiseyet gösterenlere, kesinlikle polarize camlı güneş gözlüklerini tavsiye ederken, özelliklerinin arasında fotokromik olmasını da öneriyorum. Bu iki özellik, zararlı UVA ve UVB ışınlarını bloke ederken, değişen ışık koşullarına adaptasyon da oldukça kolaylaştırıyor. Aynı zamanda Polar PHD merceklerin de kullanımı gün geçtikçe Avrupa ve Amerika da artıyor; incelemeleriniz sırasında bu yeni mercekleri de göz önünde bulundurabilirsiniz.

Gözlerimizin kıymetini bilelim. Kalitesiz camlı gözlüklerle gözlerimizi harap etmeyelim.

“Göz görür, gönül hoşlanır.”

Gönlümüzün dışa açılan kapılarının değerini bilerek gözlük seçimimizde daha dikkatli ve hassas olalım.

Sağlıklı, mutlu günler.

Yıldız ÖZTÜRK

Güzellik Uzmanı

Vogue sıfır bedene savaş açtı!

Ünlü moda dergisi Vogue, çok genç yaşta ve aşırı derecede zayıf modeller ile artık çalışmayacağını açıkladı.

Dergiyi çıkaran Conde Nast International şirketi tarafından yapılan açıklamada, Vogue’un dünyanın farklı ülkelerindeki 19 editörünün bundan sonra derginin sayfalarında sadece sağlıklı mankenlerin fotoğraflarına yer vermek konusunda anlaşmaya vardığı belirtildi.

Dergi, 16 yaşından küçük ya da yeme bozukluğu olan modelleri kullanmayacak ve moda çekimlerine katılan modellerin kimlik kartlarından doğum tarihleri kontrol edilecek.

Mankenlerin birçok kadın için rol modeli olduğuna işaret eden Conde Nast International Başkanı Jonathan Newhouse, Vogue’un sağlığın güzellik olduğuna inandığını söyledi.

14 yaşında keşfedilerek manken olan ve mankenlerin çalışma koşullarını düzeltmeyi amaçlayan “Model Alliance”ı kuran Sara Ziff ise, kararın moda dünyasında son derece önemli olduğunu söyledi.

Vogue’un 16 yaşından küçük modellerle çalışmama kararını sektörde büyük bir devrim olarak niteleyen Ziff, diğer moda dergileri ve modaevlerine de benzeri kararlar almaları çağrısında bulundu.

Uygulama Vogue’un ABD, Fransa, Çin ve İngiltere baskılarında Haziran, Japonya baskısında ise Temmuz ayından itibaren başlayacak.

Glamour ve Allure gibi diğer moda dergilerini de çıkaran Conde Nast, uygulamanın şimdilik sadece Vogue’da yapılacağını kaydetti.

Kaynak : AA

 

Safran’ın yuvası Safranbolu’dur

Geçen yıl Safranbolu’ya gittim. Safranbolu’da bir şeylerin değişip değişmediğini görmek istedim. Çünkü en son orada bulunduğumda yaklaşık 6 yıl önce Safranbolu’da güçlükle safran bulunuyordu.

Günümüzde onlar safrandan lokum, sabun, reçel ve kolonya yapımında belli bir çizgiye sahipler.

Sonunda kış bitmek üzere fakat Türkiye için tipiktir ki birkaç gün güneşli havanın ardından size bir sürpriz yapabilir ve her şeyi bir gecede değiştirir. Bu makaleyi yazarken donuyorum. Birkaç gün önce Taksim civarında dolaştım ve açıkçası yandım. Bu sabah uyandığımda her yerde kar gördüm.

Benim bahçemde çiçekler karışıktır. Bütün ağaçlar çiçekleniyor, bütün laleler filizleniyor. Nergislerim topraktan çıkmaya başladı ve etrafa baktığımda gördüm ki safran soğanlarım filizlenmeye başlamıştı bile. Onların yaprakları kendilerini karanlık ve soğuk topraktan korudu. Sonuç olarak nefes almayı ve çiçek soğanı büyüyebilmeyi başardı.

Geçen yıl Safranbolu’ya gittim. Safranbolu’da bir şeylerin değişip değişmediğini görmek istedim. Çünkü en son orada bulunduğumda yaklaşık 6 yıl önce Safranbolu’da güçlükle safran bulunuyordu. Bir yer için isminin safran olması oldukça garip. Son birkaç yıldır orada yoğun bir farkındalık yaşanıyor. Aniden Safranbolu farkına vardı ki onlar küçük, şirin Osmanlı kasabasından daha fazlasını sunmak zorundalar. İmren gibi dükkanlar çoktan farkına vardılar ki safranlı lokum yaparak Safranbolu’ya daha fazla içerik katabilirlerdi.

Günümüzde onlar safrandan lokum, sabun, reçel ve kolonya yapımında belli bir çizgiye sahipler. Fakat küçük dükkânlarda kuru safran satmaktan fazlasını yaparlar. Eski arkadaşım Mehmet Safranbolu’da küçük bir dükkana sahiptir. Birbirimizi tekrar gördüğümüzde en son onu gördüğümdeki gibi sohbetimizi sürdürdük. Bana ‘iş değişti’ dedi. ‘Bir ya da iki yıl önce safran soğanı satmaya başladım ve birçok insan kendi bahçeleri için ona sahip olmak istiyor.’ Aynı anda bana çay sundu tabii ki safranlı ve biraz bal çayı güzel yapıyor. O bana yıllar önce safranı Safranbolu ve çevresinde bulabileceğimi söyledi ve devam etti; ‘Sonra aniden insanlar safran yetiştirmekten vazgeçti, zorluğu çok fazlaydı.

 

Fakat son yıllarda onlar safranı yeniden keşfettiler. Eğer istersen bu yerlerden birkaçını sana önerebilirim?’ Ben kimim ki böyle güzel bir teklifi reddedeyim? Eğer safran görmek istiyorsanız sabah erken ayrılmak zorundasınız çünkü çiçekler o vakit açar.

SAFRAN KOZMETİK

Çayım ve birkaç safran soğanı alışverişim bittikten sonra diğer arkadaşım aklıma geldi. Cem’i görmek istedim. Cem aile şirketlerinde çalışıyor ve lokum, reçel, kolonya ve benzeri birçok şeyi üretiyorlar. Onun dükkânına girdiğimde sanki onun yerinden hiç ayrılmamışım gibiydi. Her şey tamamen Safranbolu’yu en son ziyaret ettiğimle aynıydı.

Dükkânda Cem’i bulduğum için şanslıydım çünkü o bana bu günlerde otelle ve safran kozmetiğinde uzmanlaşan dükkânla çok meşgul olduğunu söylemişti. Fabrikaya daveti üzerine gittik. Fabrikada yaklaşık 20 kişi çalışıyor ve onların hepsi birlikte ünlü Safranbolu lokumu ve daha birçok şeyi yapıyorlar. Ben vardığımda onlar gizli şeker karışımıyla safran suyu döküyorlardı. Onlar onu karışımın içine döktüklerinde güzel ve yumuşak sarı bir renk aldı.

Karışımı tekrar ısıttıktan sonra safranlı lokum büyük bir tepsiye döküldü ve soğumaya bırakıldı. Karışım yeterince soğuduğunda fabrikada çalışanlar tepsileri aldılar ve onları baş aşağı çevirdiler. Diğer çalışan lokumları kesiyordu ve sonra rendelenmiş hindistan cevizine batırılmış lokum hazırdı. Böyle bir fabrikada bulunmak ne hoştu ki, işçiler lokum hazırlarken ve kutulara koyarken ben istediğim kadar yiyebilirdim.

ÇİÇEKLERİ TOPLAMA

Ertesi gün erken kalkmak zorundaydım. Safran çiçekleri çok hassastırlar ve onlar çiçek açtığı an toplandıklarında en iyi tadı verirler. Bunlar güneş yükselirken olur. Bundan dolayı sabah 6:30 civarı orada olmak zorundaydım. Ben oraya vardığımda kadın çoktan tarlada çalışıyordu. Elinde küçük bir sepetle çiçeklerin yeteri kadar büyüdüklerini kontrol etmek için bir çiçekten diğerine yürüyordu. Çiçeklerin hepsinin aynı anda açmaması problemdi, bundan dolayı çiçek tarhı sıralarının çevresinde yürüyordu.

Fakat o deneyimli gözleriyle toplanabilecek çiçekleri bir mesafeden gördü. Safran çiçeklerini toplama işi 10:00 civarı bitti. Beni evine davet etti. Gölgede oturdu ve tek tek stamenleri çiçeklerinden ayırmaya başladı. Bütün stamenleri çıkarmak onun saatlerini aldı ve bittiğinde bir sinide küçük bir kase kadar safrana sahip oldu. Bu taze stamenler hemen kurumak zorundadır ve böylelikle renk ve aromalarını kaybetmezler. Onun işi bittiğinde çevresinde ve her yerde safran çiçekleri seriliydi. Güçlü sonbahar güneşinde taze rengini kaybediyor ve eriyorlardı.

Benim için çiftçi şefi olmak bana birkaç büyüleyici ve değerli gün geçirtti. Her gün safranla uğraşan meslektaşlarım oldu ama hiçbiri benim gibi safranın nerede ve nasıl üretildiğini görme şansına sahip olmadılar. Ben bunu Safranbolu’da gördüm. Eğer sizinde isteğiniz benzeşiyorsa gelecek sonbaharda Safranbolu’ya gidip kendiniz görmenizi tavsiye ederim.

wilco van HERPEN

Kadınların Korkulu Rüyası Selülit – II. Bölüm

Sevgili Rituel de Beauté takipçileri,

Hatırlayacağınız üzere, geçen yazımızda selülitin oluşmasına neden olan etkenleri incelemiştik . Eğer sizde, okuduğunuz etkenlerin biri yada birkaçı için Evet! diyorsanız, bu sorununuzu çözmeden dışarıdan ne ile müdahele ederseniz edin, sonuç malesef yüzünüzü güldürmeyecektir.

Ne yazık ki yapı olarakta, küçücük kalçalara, upuzun bacaklara sahip bir toplum değiliz. Buna ek olarak çukur çukur selülitli bacaklarla da güzel görünmek elbette ki mümkün değil. Evet, belki yapımızı değiştiremeyiz ama günlük yaşamımızda yaptığımız yanlışları terk ederek dahi sağlıklı ve güzel görünmeyi sağlayabiliriz.

Acı da olsa listemize bir yerden başlamamız gerekiyor:

Kızartmalar,tonbalığı, yağlı süt ve süt ürünleri, alkollü- gazlı içecekler, şişelenmiş meyva suları, şeker içerikli yiyecekler, kontrolsüz tuz tüketimi, salamura gıdalar, beyaz un ve mamüllerinden uzak durup; tam buğday,çavdar gibi unları, yağı daha az süt ve süt ürünlerini tercih ederek kendimizi bu konularda disipline ederek başlayabiliriz. Aç kalmadan, porsiyon küçülterek, uzun vadeli programla kilo yavaş ve kontrollü verilmelidir. En kolay diyet, herzaman yiyeceğimizin yarısını tüketmektir! unutmayalım. Önemli olan kilo vermek değil, kendimizi disipline edip o kiloda sürekli kalabilmektir. Kronik kilo sorunlarında ise kesinlikle bir uzmana başvurmak gereklidir.

Beslenmek kadar, hareket etmek de çok önemlidir. Asansör kullanmayarak kalça ve bacak kaslarımızı merdiven inip çıkarken çalıştırabiliriz. Kan dolaşımını engellememek için, bacak bacak üzerine atarak kan ve lenfatik sistemin akışını zorladığımızı bilmeli uzun süreli bu tarzda oturmamalıyız.

“Bacaklarım uyuştu, ayaklarım karıncalandı, kramp girdi” şikayetini gün içinde söylemeyenimiz yok gibidir. İşte bu vücudun dolaşımda zorlandığının sinyalidir. Sıkışan lenf sıvısı zaman içinde ödeme, ödemde selülite dönüşecektir. Ödemli bölgeye parmakla bastırıldığında oluşan çukurluk hemen eski durumuna dönmüyorsa deniz tuzu ile hazırlanmış ılık suda dinlendirilerek müdahele edilmeli, ayaklar oturur vaziyette göğüs hizasına kaldırılmalıdır (TV seyrederken, fırsat buldukça bu tarz oturuş tercih edilmelidir).

Tüm vücut dolaşımı için yatmadan evvel yapılan biberiye banyosu da faydalı olacaktır. (Hazırlanışı çok basittir; 50-60 gr.biberiye yaprağı, 1 lt. suda kaynatıldıktan sonra 30 dak.dinlendirilip süzülür ve küvetteki suya eklenir). Bu banyo kuru cildinizi de yumuşacık yapacaktır. Yatmadan evvel aşağıdan yukarı (parmak ucundan kalçaya doğru) yapılacak, önce ılık, sonra soğuk duş ise günlük rutinimiz olmalıdır. Parmak ucundan kalçalara doğru yapılacak masaja ek olarak, ortopedik yatakta ve ayakların altına yasıtık koyarak uyumak de bacakları rahatlatacaktır.

Hafta sonu erken saatlerde mutlaka ve mümkünse deniz kenarı ya da orman gibi bol oksijenli ortamlarda hafif tempolu yürüyüşü alışkanlıklarımıza eklemeliyiz. Bakın koşun demiyorum, bırakın anotomik yapısı buna uygun olan, atlar ve tazılar koşsun (zira onların kalp bölgesi etrafıda yağ yoktur). Kalbimizin korunması açısından lazım olan o temel yağları yakmayalım. Kendimizi hırpalarcasına yapılan her türlü spor zaman içinde yarardan çok zarar getirir unutmayalım.

Gün içinde ayakta dik dururken karnı içeri çekip kalçayı sıkıp bırakarak, basit ancak etkili kalça sıkıştırıcı ve toparlayıcı (sık bırak ) hareketide alışkanlık edinilmelidir.

Gördüğünüz gibi, bu yazımızda kendimizi hiç sıkmadan sadece doğru alışkanlıklar edinerek selülit oluşmasını, oluşmuş selülitin yerleşmesini pratik olarak nasıl engelliyebileceğimiz üzerinde durduk. Bir sonraki yazımda ise zaman sorunu olmayanlar için, tüm bunlara ek olarak etkili masaj ve spor hareketleriyle selülitle mücadele programını biraz daha geliştireceğiz.

Sağlıklı ve mutlu günler,

Yıldız ÖZTÜRK
Güzellik Uzmanı

Kadınların Korkulu Rüyası Selülit…

Selülit kabusmudur gerçekten, yoksa bu kabusu bilmeden biz mi yaratıyoruz?

Kilolu ya da zayıf tüm kadınların problemi olan ve tüm estetik görüntümüzü bozan selülitin oluşmasını engellemek ve doğru mücadele etmek için öncelikle selülitin ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu öğrenmek gerekir. Ancak bundan sonra kişisel gözlem ve düzenli bakım ile selülitsiz yaşama MERHABA diyebiliriz.

Selülit nedir?

Selülit, kadınlarda genellikle glutal [kalça] bölgede, bacaklarda, bazen karın ve kollarda derinin portakal kabuğu görünümü alması olarak tanımlanan estetik bir kusurdur. Kişinin yaşı, hormonal yapısı ve yaşam tarzı, selülit gelişmesinde belirleyici rol oynar.
Selüliti basit olarak tanımlarsak: selülit kadınlardaki yüzeysel değişik fibroz yapışıklıklar gösteren özel bir yağ dokusu nedeni ile deride oluşan portakal kabuğu görünümüdür.

Yağ dokusu içi lipit[yağ], bilinenin aksine kanlanması iyi hücrelerden oluşur. Hücrelerin yüzeyleri kolojen ve retüker liflerle desteklenmiştir. Yağ hücreleri birleşerek yağ lobüllerini oluşturur.

Lobüller, kalın fibrotik septa ile çerçevelidir. Nödüller yukarı iterken septalarını aşağı doğru çekmesi sonucu çöküntüler ve dalgalanmalar oluşur. Bu da dışarıdan bakıldığında kötü bir görünüm sergiler.

 

Erkeklerde neden selülit olmaz

Hepimizin merak ettiği bir sorudur ” Selülit erkeklerde neden oluşmaz? “. Kadın ve erkek derisi incelendiğinde anotomik farklılıklar gösterir. Kadında ince olan epidermis [üst deri] erkekte daha kalındır. Kadında yağ lobüllerini çevreleyen fibrotik septalar dikeyken, erkekte karmaşık ve çeşitli yönde uzanarak yağ dokularını çok yönlü böler. Bu nedenle, kadında oluşan selülit erkekte oluşmaz.

Selülitin oluşmasına neden olan faktörler nelerdir? Sebepler muhtelif olmakla birlikte, başlıcaları şöyledir:

1. Hormonal nedenler

Kadında aylık siklus süresi 28 gündür. Siklüsün ilk 14 gününde hakim olan östrojen hormonudur. Siklüsün 2. yarısı, yani regl öncesi dönem ise progesteron hormonun hakimiyetinde geçer. İşte bu 2. siklüs dönemi selülit için zemin hazırlar. Bu dönemde vücut 1-1.5 lt su tutar. Göğüslerde, vücutta hissettiğimiz gerginlik ve şişlik (ay!..kilomu aldım? şüphesi ) bundandır. Şayet sağlıklı bir bünyeye sahipsek, regl döneminde vücut bu suyu atacaktır. Atamazsa selülit oluşumuna, varsa gelişimine neden olacaktır.

II.siklus döneminde yağ tüketimini azaltmak, tere, salatalık, maydonoz, enginar, yeşil yapraklı sebzeler ve meyve ağırlıklı beslenmeli; nane, kekik, rezene, biberiye gibi idrar söktürücü çaylar ihmal edilmemelidir ( Hamilelik şüphesi olan bayanların özellikle ödem söktürücülerden uzak durması gereklidir). Bunun yanısıra, su tutucu özelliğinden dolayı [özellikle hamilelerde] aldesteron hormonu da selülit nedenidir. Tuz alınımıda çok önemlidir, zira fazla tuz vücutta su tutar.

2. Dolaşım bozukluğu

Modadır, şıktır, güzel görünür, toparlar ama unutulmamalı ki: sıkı ve streç kıyafetlerde dolaşım bozukluğuna neden olur! Dolaşım bozukluğu da selülite davetiye çıkaran önemli faktörlerdendir.

3. Düz tabanlık
Ayak kavisinde önemli kan damarı ağı mevcuttur. Burada dolaşımın zayıflaması, vücutta su ve toksin tutulumuna, bu da selülitin oluşmasına neden olur.

4. Sağlıksız ve düzensiz beslenme
Gelişigüzel, öğünler ve gıdalar arası dengeyi gözetmeden beslenme, tek yönlü beslenme, meyve ve sebzeye yeterince öğünlerimizde yer vermemenin yanısıra; abartılı beslenme de selülite davetiye çıkarır.

5. Güçsüz kalça ve baldır kasları
Düzenli kalça ve bacak hareketlerine ek olarak, asansörü hayatımızdan çıkararak (ancak kalbi fazla yormadan) merdiven inip çıkmak da gluten kasları ve bacak kaslarını kuvvetlendirecektir.

6. Hareketsiz ve sporsuz yaşam
Vücudumuza ve kondisyonumuza uygun sportif aktiviteleri ihmal etmek, bir çok yan etkisinin yanı sıra, selüliti de tetikler.

7. Kabızlık
Sürekli kabızlık hali tıbbi bir sorundur ve süratle çözülmesi gerekir. Kabızlık hali selülitin sebepleri arasındadır.

8. Yetersiz su tüketimi
” Su içmeyi beceremiyorum” deseniz de, günde 7- 8 bardak su tüketimi yeterli olacaktır.

 

9. Kalitesiz ve düzensiz uyku

Vücudun bir çok kısmını etkileyen bu durum, selülitin de önemli müttefikleri arasındadır. Aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak vücudunuzu disipline edecek; günün erken saatlerinde uyanmak, metabolizmanızın çalışması açısındanda fayda sağlayacaktır. Kaliteli ve düzenli uyuyan bireylerin vücutları da kafi miktarda dinlenecek; daha da önemlisi, vücut kendisini gerektiği şekilde yenileyecektir.

 

10. Doğum kontrol hapları
Vücutta su tutulumuna neden olduğu için selülitle mücadelede dikkat edilmesi gereken bir husustur.

***

Selülitin oluşmasına neden olan faktörleri inceledik; peki selülitle nasıl mücadele edilir ?

Bir çok konuda olduğu gibi, oluşmasına hiç fırsat vermemek; bir diğer deyişle oluşmadan ya da yayılmadan önlem almak önemlidir. Yukarıda saydığımız maddelerden kaçına yaşamınızda “evet ben bunları gözardı ediyorum! ” diyorsanız, o kadar selülit oluşumuna adaysınız demektir. Bu 10 maddelik listemize ne kadar ihtimam gösterirseniz, selülitler de vücudunuzdan o kadar uzakta kalacaklardır.

Gördüğünüz gibi, kabusumuzu aslında bir nevi kendimiz hazırlıyoruz. Sonra da yaşam tarzımızda hiçbir değişiklik yapmadan mucizevi ürünlerde çare arıyoruz. Gelin, yazın bitttiği bu günlerde, yanlışlarımızdan arınıp; bilinçli, sistemli ve sürekli mücadele ederek gelecek yaz sezonuna selülitsiz merhaba diyelim.

***

Bu yazımızda, selülitin oluşumu ve temel sebepleri hakkında sizleri bilgilendirmeye çalıştım. Bir sonraki yazımda Selülitle Mücadele için daha detaylı yöntemleri paylaşmak üzere,

Sağlıklı ve mutlu günler,

Yıldız ÖZTÜRK

Güzellik Uzmanı

Güzellik

Güzellik…

Çağlar boyu çok önem verdiğimiz, kıymetini hor kullanıp kaybettiğimizde ancak anlayabildiğimiz kavram…

Acaba, güzellik bütüne yansımıyorsa ne kadar güzeldir insan ?

Güzellik, sadece dış görünüşte değildir; iç güzelliğimizle de tamamlanır. Ya da bir başka deyişle ” Aslında siz mutlu iseniz güzelsiniz”.

İnsanoğlu mutluluğu ne yazıkki kendi dışında arar hep. Önce, içinizde ta derinlerde bir yerde saklayıp unuttuğunuz mutluluğu gömdüğünüz, hapsettiğiniz karanlıklardan dışarı çıkarın. Gülümsemenizi tüm yüzünüzde hissedin. Cildinizin parladığını, duruşunuzun nasıl değiştiğini, kendinize güvenin tavan yaptığını farkedeceksiniz. Sorun yaptığınız kusurlarınızı dahi önemsemediğinizi göreceksiniz. Unutmayalım,”mutsuz insan kusur arar”.

Yüzümüzde ise en kusur bulduğumuz ne yazık ki ilk baktığımızda gördüğümüzden burnumuzdur…

Halbuki, burnunuzdaki o hafif kemer size özgü bir farklılık yaratıp, sizi belki de başkalarından farklı güzellik ve özellikle ön plana çıkartıyor olabilir.

Yüzümüzde, kışın soğuğundan etkilenip ilk üşüyen, yazın sıcağında kavrulup pul pul dökülen; ancak nedense en son ilgi gösterdiğimiz yerdir burnumuz…

Bakımsız, komedonlu(siyah nokta) ve yağlı bir burun nasılda güzelliğimiz gölgeler…

Havanın kiri-tozu cildin yağı ile birleşip cildin gözeneklerinde komedonlar oluşturduğunda telaşlanırız. Zira;

• Elle müdahale edilmez enfekte olabilir.
• Güzellik salonlarına gitmek zaman kaybettirir.
• Kulaktan dolma bilgiler ve yöntemlerle durum daha da vahim bir hal alabilir.

Zamanın hızlı akışı içerisinde artık pratik çözümler arıyoruz. Hijyenik, kaliteli olması ve kontrollü kullanmak kaydı ile burun bantları düzenli kullandığında, sizi mutsuz eden sorununuz, sorun olmaktan çıkacaktır.

En iyi sonuç için, kullanım sıklığınızın cilt tipine göre ayda 2-3 kez olmasını öneririm. Aşırı sık kullanım cilt hassasiyetini artırıp, tahriş edebilir.

Sağlıklı ve mutlu günler…

Yıldız ÖZTÜRK

Güzellik Uzmanı

Kışın cilt bakımı

Sonbahar, hüzün mevsimi…

Yazın sıcaktan kuruyan, kavrulan doğa suya ihtiyacını bol sonbahar yağmurlarıyla karşılar. Ağaçlar kuru yapraklarını dökerken, adeta peeling yaparak kendilerini kış boyunca bahara hazırlar. Bizim de yazın kat kat kuruyan cildimizin peeling ile temizlenmeye ve bol su (ph’ı 5.5 olan/ cilt ph’ına uygun) ile yıkanıp arınmaya ardından da nemlenmeye ihtiyacı var.

Uzun ve soğuk kış günlerinde, cildimizi kış bakımı ile şımartmalıyız adeta…

Nemlendirici, zannedilenin aksine cildi direk nemlendirmez; cildin su tutma kapasitesini artırır. Kuru cilde uygulanan nemlendirici, miktarı ne kadar bol olursa olsun bir fayda sağlamaz. Nemlendirici, ıslak cilde uygulandığında, nemi cilde hapseder. Islak cilde, ince bir tabaka halinde uygulanması ve cilde dikkatlice yayılması yeterli olacaktır.

Parmak uçları ile aşağıdan yukarıya ve dairesel hareketlerle uygulanan nemlendirici ile sonuç daima daha başarılı olacaktır. Elbette öncelikle, cildinize uygun bir nemlendirici tespit ederek, kullanmanız önem arz etmektedir.

 

Orta yaş ve üzeri kişilerin nemlendirmenin dışında ciltlerinin yağ ihtiyacı da bulunmaktadır.Nemlendirdikten ve kremledikten 5-10 dakika sonra bir havlu yardımı ile yumuşak hareketlerle fazla yağ alınmalıdır.

Ciltte kalan fazla yağ cilt üzerindeki gözeneklerin kapanmasına sebep olur. Cildin, nem ile birlikte yağ dengesi korunmazsa, ciltde mila ( minik sert kistik yapılar) oluşumunun yanısıra yağ bezlerinde de tıkanmalar oluşur. Bu da cildin genel görünümünü bozar.
Kışın havanın tozuna egzozuna, birde bacanın dumanı eklendiğinde cilt ekstra kirlenir. 2 haftada bir( tercihen 10-12 günde bir) yapılacak peeling, cildi arındırıp pürüzsüzleştirir. Ardından cildinize uygun yapacağınız maske de cildinizi canlandıracaktır. Hücre yenileyici ve canlandırıcı etkisi ile Rituel de Beauté 3D Cilt maskesi, tüm yüzünüzü, gıdı bölgesi dahil kapsayan kullanımı ile işinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Bakımınızı, mümkünse gece yatmadan evvel yapın, zira unutmayın cilt kendini gece yeniler.

Cildin kendisini yenileyebilmesi için makyajınızı yıkamadan ve bakımınızı yapmadan yatmamaya özen gösterin.

Uyuduğumuz oda karanlık (hiç ışık sızmayan) olmalıdır; bu konforu siyah göz bandı ile de oluşturabilirsiniz. Kalorifer petekleri üzerine koyacağınız su ile odanın nem dengesini koruyabilir, yatmadan önce 1-2 bardak (oda hararetinde) içeceğiniz su ile de gece boyunca vücudunuzun su ihtiyacını karşılayabilirsiniz.
Evde pratik cilt bakımı nasıl yapılır ?

2 haftada bir tüm yüz ve vücut, ipek kese yardımı ile ( yüze ve vücuda ayrı kese kullanın) hafif ve yumuşak hareketlerle ölü derilerden arındırılır. Daha sonra cilde uygun doğal bir sabun ile temizlenerek, cilt uygun bir nemlendirici ile nemlendirilir. Yüz, sabun ile arındırıldıktan sonra, önce toniklenip sonra da nemlendirici uygulanmalıdır. ( Orta yaş ve üzeri için, cilde uygun bir kremle kremleyip 5-10 dakika sonra havlu yardımı ile cilt hafif hareketlerle silinmelidir)

Evde doğal tonik nasıl yapılır ?

1 bardak kaynatılmış, soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı elma sirkesi konarak ağzı kapalı kavanozla buzdolabında muhafaza edilir. Doğal tonik 1 hafta içerisinde tüketilmelidir. Düzenli kullanıldığında, ergenlik sivilceleri de dahil, sivilce oluşumunu engeller.

Tonik, pamuk yardımı ile veya püskürtülerek uygulanabilir.

Yine ince dilimlenmiş çiğ patates ile de yumuşak hareketlerle cildinizi silebilir; pürüzsüz ve doğal parlaklıkta bir cilde sahip olabilirsiniz.

Sağlıklı ve mutlu günler.

Yıldız ÖZTÜRK 
Güzellik Uzmanı